İNTİHAR BEŞİĞİNDEN NOTLAR

KANDIRILAMAYAN İNSANLAR İÇİN...

mhp nin abd stratejik ortagimizdir demesi

Salı, Temmuz 10, 2007

mhp'nin 22 Temmuz 2007 seçimleri için hazırlayıp yayınladığı seçim beyannamesinin 121. sayfasinda aynen geçen ibare.

isteyenler hemen su adrese girip kontrol edebilirler:
http://www.mhp.org.tr/beyaname/beyan0.php

"... 7. Dis Politikamizin Önemli Boyutlari

ABD ile uzun bir geçmise sahip geleneksel iliskilerimizde bugün yasanan sıkıntıların karsilikli güven ve saygi esasina dayali olarak karsilikli çabalarla asilmasi büyük önem tasimaktadir. Iliskimizin, her iki tarafin çikarlarina hizmet edecek sekilde, siyasi, güvenlik ve ekonomik boyutlariyla gerçek anlamda bir stratejik ortakliga donusturulmesi ortak hedefimiz olmalidir. "

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı


5 yilda 1 hizmet goturmenin ahlaksal boyutu

Salı, Temmuz 10, 2007

memleket insanına, sadece seçimlerden seçimlere hizmet götürmenin ahlaksal yönden sorgulanışıdır.

ne yapar bu amcalar. 5 yıl boyunca ortalıkta görünmezler. kimdirler, nedirler, necidirler ne yer ne içerler bilmeyiz.

bir sabah uyanırsınız ve pencereden yazın şu sıcağında kaldırım parkelerini yenileyen işçilere şahit olursunuz. yahu bunun baharı var, yahu bunun sonbaharı var. neden bu 40 derece sıcakta eziyet ediyorsunuz ki şu insanlara?

beni çok sevdiğiniz için mi?
hayır, hiç sanmıyorum.

şu seçimden sonra ben senin yüzünü bir daha görebilecek miyim?
hayır, hiç sanmıyorum?
zaten 5 yıldır da hiç görmedim ortalıkta seni.

e şimdi nedir bu?
madem sen bu işleri yapacak güce ezelden beridir sahiptin; e o zaman ne demeye 5 yıl boyunca bu çamurlu yollarda ve kaldırımlarda yürüttün bu insanları?
sen şimdi bana hizmet mi getirmiş oldun iki oy uğruna şaklabanlık yapmış olunca...
ya bir git işine.

peki, ben sana oy atacak mıyım?
avcunu yala.

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


memleket irk din ve mezhep ayrimi yapmak

Salı, Temmuz 10, 2007

ne yazık ki, türkiye'de birçok insanın farkında olarak ya da olmayarak yaptığı bölücülüktür. hem de, bölücülük denilen şeyin hasıdır; kareköküdür; en hasından membaasıdır.

kendi doğduğum il olan elazığ'dan örnekler vererek anlatayım isterseniz. hoş istemezseniz de anlatacağım, neyse.

elazığ; kürt, türk, ermeni; sunni ve alevi insanlarımızın karışık halde yaşadığı bir ilimizdir. görünürde bir sorun yoktur. ama ne yazık ki kimi insanlarda, içten içe garip bir düşmanlık sezilir.

adam bir kooperatif yapar misal. ve ilk kuralını koyar. biz bize olsun bu; sakın palulular girmesin bu kooperatife. palu elazığ'ın bir ilçesidir; nüfusu da yoğun olarak kürtlerden oluşur. ne yapmak ister peki bu amcamız? bal gibi de kamplaşmak, kendi kampını kurmak, bunu yaparken de kendi ırkından olmayan kimseleri ötekileştirmek.
ne kadar da bütünselci bir yaklaşım.

sonra, gençlerin kendi aralarında aldıkları evlilik kararları, ailelerin yoğun baskısına maruz kalır. aleviler sunnilerle, sunniler de alevilerle akrabalık münasebetinde bulunmak istemez.

... yahu şimdi aklı selimi takip ettiğimizde; insanı değerli kılan onun iyi, dürüst, ahlaklı vs. erdemleri taşıması değil midir?

o halde, türkün de kürtün de ermenin de iyisi kötüsü yok mudur; vardır. her ırkta iyi, dürüst ve ahlaklı insanlar yok mudur. öte yandan, yine her ırkta kötü, sahtekar ve ahlaksız insanlara denk gelmez miyiz?

peki şimdi bu kooperatifçi bir amcam, pulu'lu değil de elazığ'ın bir başka ilçesi olan sivrice'li bir uyuşturucu kaçakçısına anahtar teslimi yapınca, bir tarafı tavana mı değecek?...

... vallahi, ben onu bunu bilmiyorum da, temel alınması gereken ölçü: kimsenin üç eli üç gözü olmadığı; yani, herkesin insan olduğudur... bunun farkına varamayanlar, asalım keselim; değilse iş-aş-ev vermeyelim ve dışlayalım mantığını güdenler; nifak tohumunun en kallavisini ekmekte; bölücülüğün en hasını yapmaktadırlar.

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


medyatik olumlere normal olumlerden fazla uzulmek

Salı, Temmuz 10, 2007

insanın -farkında olmadan- yaşadığı iki yüzlüğüdür. daha da doğrusu, insana birileri tarafından pompalanan duygu selidir.

... iki gün sonra unutulacak, bir daha ismi dahi anımsanmayacak kimseler için üzülmek, ve sonra onları unutmak, ancak ve ancak, yaratılmak istenen balık hafızalı toplumlar için biçilen bir roldür; tabi, yerseniz.

* bir seyh bedrettin vardır ki unutulmaz, ta ki 600 yıldır, çünkü halkı için ölmüştür.
* bir che guevara vardır ki unutulmaz, neredeyse 50 yıldır, çünkü dünya halkları için ölmüştür.
* bir deniz gezmis vardır ki unutulmaz, 40 yıldır, çünkü türk ve kürt halklarının emperyalizme karşı olan başkaldırısı için; bağımsız bir türkiye için ölmüştür.
* bir ugur mumcu vardır ki unutulmaz, "unutma bizi ey halkım" demiştir.

... şimdi, bunların yanında nedir bu medyatik ölümlerin değer derecesi?
sana bana sempatik gözüken, esasen bu toplum uğuruna hiçbir şeylerini feda etmeyen, kendi zevkleri yolunda ölen insanlardan bahsediyoruz...

memedin ahmedin suçu nedir, eğer bir uzay hepari olamadılar ise? ya da ırak'lı insanların suçu nedir dikkatinizi çekememekte; sıradan olmamaları mı?

... unutmayın, en az onlar kadar, siz de sıradansınız ve demek istiyorum ki, eğer bu görmezliğinizi sürdürürseniz, bir gün sıra size geldiğinde, ölümünüze baş kaldıracak sıradan insan da bulamayabilirsiniz canlı cenazelerinizde.

... ve emin olun; o gün medyatik insanlar köpüklü küetlerinde ellerinde şampanya, sizi umursamıyor olacaklar...

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


yalnizca cesur olanlar asik olabilirler

Salı, Temmuz 10, 2007

cesur muyum? hayır değilim. korkak mıyım? hayır, o da değilim. ölüyüm... bazı şeylere girişebiliyor olmam, belki de kaybedecek şeyimin azlığından ya da sahip olduğumu sandığım şeylere aslında sahip olmadığımı bilmemden... aslında, dünya üzerinde hiçkimse hiçbir şeye sahip olamaz; sonsuz bir aşk olmaz, sonsuz bir sevgi olmaz. ya da ne bileyim; en sevdiğin kankan ile yaşadıkların gün gelir yitip gitmesi gereken bir anıya dönüşür belleğinde.
eski günleri özlersin, eski insanları özlersin; aslında özlediğin:
o zamanlardaki senden başkası değildir...

uzun bir zaman eskisi gibi olmasını istersin. oysa sadece kendini kandırırsın, hiçbir şey eskisi gibi olmaz ve de olamaz. dünya öylece akar ve gider; gece gündüzü kovalar, kış yazı kovalar; uzun kısayı, küçük büyüğü takip eder: her şey öylece akar ve gider. ne de güzel söylemiş mor ve otesi:

"kimse durmaz kimse beklemez, kimse durmaz
eskitirler durduğu yerde zamanı

nefesler her an yalnız, kırılgan
kime söylesem, kime sarılsam
kim günahkar, ne farkeder, neden bunlar
uzakta insanlar"

...

yaş 25'i aşınca, bir insan için en çekilmez olan şeylerden birisi de, bir yaz gününün öğle vakti oluyor. muhtemelen öğleden sonraya sarkan bir uyanış, daha kahvaltı yapmadan içilen o ilk sigara, dün geceden kalmış olan birayı aç karnına yuvarlama seansları... hava gavur şeysi gibi sıcak, insanın içinden hiçbir şey yapası gelmiyor. bazen bir internet sitesinde bir hatun resmi görüyorsun. "aa, çok güzelmiş" diyorsun ya da bilmem neresinden tahrik oluyorsun.

aşk... aşk artık bize çok uzak sevgilim. kafka'nın böceklerinden farksızız şimdi.

ama içimizdeki melek, öyle sandığımız gibi, bir sabah uyandığımızda apansızın aynada görüp korktuğumuz bir böcek olmadı. o melek, yaşadıklarımızla, zamanla, ruhumuzdan damla damla koparılarak bir böceğe dönüştü...

evet, bir dönem içimizde pırıl pırıl bir insanın yaşadığı doğru; deli gibi aşık olan, aşık olduğunun peşinden deli gibi koşan, onun uğruna sabahlara kadar ağlayan zırlayan bir velet. evet, o velet öldü: sizlere ömür... bir ruh daha karıştı yalanın arsız boşluğuna...

ve, bu veleti başkası öldürmedi. aslında o veledi biz öldürdük. ne bileyim, akıllandığımızı falan sandık güya; utandık o içimizdeki o haşarı veletten. evet o velet çok saftı; saflığından utanılmalıydı, o velet derhal öldürülmeliydi. o velet bize zarar veriyordu, o velet derhal imha edilmeliydi. çünkü bize zarar veriyordu...

"çünkü bize zarar veriyordu"... hayır, esas bu boktan dünya o velede zarar veriyordu. o velet imha edilmemeliydi, esas imha edilmesi gereken bu boktan dünyaydı: bunun için, ye kendimizi çok yalnız bulduk, ya kendimizi güçsüz bulduk...

boktan dünya imha edilemezdi; olan bizim velede oldu... cesaretimiz gitti, onurumuz tükendi. ve şimdi, bir günden diğer günü kovalayan ruhsuz asalaklar gibi...

ya da büyük usta maksim gorki'nin deyişiyle:

" gerçek bir mutluluğun,
sürekli bir güzelliğin olmadığı
toprağa bakacaksın
acımadan,
üzülmeden "

... ve aşk,
yalnızca cesurların işiydi...

bırak da temizleneyim sevgilim...

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


türk filmlerinde gözlemlenen işçi olma utancı

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

dünyanın en onurlu unsurlarından biri olan "ureten"; yani isci olmanın, türk filmlerinde ilginç bir şekilde utanca dönüşmesi hadisesidir.

her nedense pek çok türk filminde, ya çocuğun aşık olduğu kızın babası işçidir, ya çocuğun kendisi işçidir ve bunu aşkından gizler.

öyle ki, sanki ayıptır işçi olmak, sanki ayıptır üreten olmak. sanki... sanki ayıptır bu hayatı omuzlamak!

... oysa, ortada hiçbir utanılacak durum yoktur. hayatın yükünü taşımaktadır bu insanlar. ve birçok asalaktan daha asildirler...

"siz
soylu
kazıcılar
hepiniz...
ayağa kalkın!"

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


televizyon bir uzaktan kumandadır

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

aile ve ev arkadaşları gibi, ev hayatını paylaştığımız kimselerden duyduğumuz "su televizyonun kumandasi nerede ya da "uzaktan kumandayi gordun mu" sorusunun tersten okunmasıdır.

evet, "uzaktan kumandayı gördüm"...

bir yök başkanı, bir genel kurmay başkanı ya da bir başbakan konuştuğu zaman gördüm bu kumandanın ne kadar da etkili olabildiğini.

evet, "uzaktan kumandayı gördüm"...

adına demokrasi denen şu ucuz tiyatronun 5 yılda bir verilen perde arasında yapılan seçimlerde gördüm onun işlevini...

politika ile hiç alakası olmayan insanları 5 yılda bir nasıl da kendi isteği doğrultusunda kurabildiğini, nasılda kitleselleştirebildiğini ve konuşturabildiğini gördüm bir anda.

toplumları ne kadar da hafızasızlaştırabildiğini anladım bu kumandanın; propoganda gücü büyüktü... endüstri toplumu denen şu uygarlığın palavrasında, ve o palavranın tüketim döngüsü içerisinde, insanları nasıl da çalar saatler gibi kurabildiğini hissettim mekanikliğinde...
monte ettikleri çalat saatlerin kurma kollarını hissettim sırtımda!
canları istedikleri zaman kursunlar ve kendi istekleri doğrultusunda meydanlara doldurabilsinler diye!

cinayeti gördüm!
sermayenin insanlığa yaptığı bu ihaneti gördüm!
oyuna gelenleri gördüm!
oyuna kanmış, yitmiş, umutları tükenmiş;
kumanda nereye savurursa oraya esen ruhsuz yapraklar misali...

derin bir nefes aldım sigaramdan ve hüzünle aynı şehirde yaşadığım evlerin camlarına baktım.
"Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı" diyen nazim hikmet geldi aklıma...

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı


öğrenilmiş davranışın dikkat yitimine neden olması

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

sabahtan akşama kadar aynı işi yapmanın * dikkat ve farkındalık yitimine neden olmasıdır.

gide gele yolun her kıvrımını ezberleyen minübüs şöförlerinden takır takır para sayan vezne memurlarına, yıllarca sınav kağıdı okuyan öğretim üyesinden sabahtan akşama kadar et kesen kasaplara kadar; öğrenilmiş davranışı icra eden herkes için geçerlidir.

dokuma tezgahının üzerinde işini yapmakta olan bir işçinin yapmakta oldukları, dışarıdan bakan bir kimse için son derece senkronize ve dikkat isteyen bir iş gibi gelebilir. ancak, yapmakta olduğu işi uzun süreden beri yapmakta olan kişi, zamanla yaptıklarını ezbere tekrar eder olur ve insan doğasına uygun olarak, ediminden duyduğu haz yok olur; yaptığı iş mecburiyetten yapılan bir sıkıntı haline dönüşür.
(bkz: insanın emeğine yabancılaşması)
(bkz: insanın kendisine yabancılaşması)

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


otobüsü kaçırma telaşıyla sohbeti kısa kesmek

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

ev, okul ya da iş çıkışlarında ayaküstü karşılaşılan insanlarla, acele ile yetişmek durumunda olunan vasıtayı kaçırmamak için, fast food tadında geçiştirici sohbetlerde bulunmaktır.

burada bir haklı ya da haksız aramak değildir gaye. ama yine de, tepemize monte edilmiş olan sistemin, biz insanları maymunlaştırdığı üzerine şöyle bir düşünmekte fayda vardır.

misal, bundan 200 yıl önce olsa idi, yani yaşam şimdikinden daha az bozulmuş koşullarda ilerliyor olsaydı, biz elbetteki bu insanlarla bu şekil iletişim biçimlerinde bulunmuyor olacaktık. garip.

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


modern toplumun insanda oluşturduğu yürüme şekli

Pazartesi, Mayıs 14, 2007
ister modernizm eleştirisi, ister kapitalizm eleştirisi olarak kabul edilsin, şehir yaşamının insanlarda oluşturduğu birbirinden ilginç yürüme şekillerine karşı yapılan bir tespittir bu.

bir ara cat walk diye bir şey çıktı anımsarsınız. neymiş efendim, mısır'daki tanrıçalar kısa ve dik adımlar atıyormuş. ulan, bir memleketin hatun ırkı böyle mi yürür ya. seri ve kısacık adımlar... acelen varsa geniş adım at kardeşim; ama olmaz. niye? çünkü kült böyle. peki.

bunu da geçtim. bugün öğrenim görülen fakültelerde, hizmetlileri ve öğretim görevlileri de dahil olmak üzere -siz deyin- ortalama 1000'e yakın insan barınmakta. ya bu ne demek biliyor musunuz? 5 adet büyük ölçekli köy nüfusu demek. hem de sadece 3 4 katlı bir binada...

ya... bir yürümeye kalkıyorsun; yok onun omzuna çarptım, vay onun elindeki çayı döktüm, oy pardon, ay pardon; böyle garip bir oryantal yapar gibi. insan yürümeyi dahi unutuyor bu hengamede.

bitmedi. sonrasında da toplu taşıma araçlarının ya da kalabalık caddelerin eziyeti var. yok yolun kenarından, yok yolun sağından, yok yolun ortasından derken insan bu düzenek içerisinden kaçınılmaz olarak atomize ve asosyal bir kimliğe bürünüp çıkıyor farkında olmadan... bazen düşünüyorum da, hele bir köye gidip ay pardon oy pardon desek; sopa ile kovalarlar mı kovalamazlar mı diye.

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı


Blogcu.com bir Blogcu LLC hizmetidir.