İNTİHAR BEŞİĞİNDEN NOTLAR

KANDIRILAMAYAN İNSANLAR İÇİN...

Salı, Temmuz 10, 2007

yalnizca cesur olanlar asik olabilirler

cesur muyum? hayır değilim. korkak mıyım? hayır, o da değilim. ölüyüm... bazı şeylere girişebiliyor olmam, belki de kaybedecek şeyimin azlığından ya da sahip olduğumu sandığım şeylere aslında sahip olmadığımı bilmemden... aslında, dünya üzerinde hiçkimse hiçbir şeye sahip olamaz; sonsuz bir aşk olmaz, sonsuz bir sevgi olmaz. ya da ne bileyim; en sevdiğin kankan ile yaşadıkların gün gelir yitip gitmesi gereken bir anıya dönüşür belleğinde.
eski günleri özlersin, eski insanları özlersin; aslında özlediğin:
o zamanlardaki senden başkası değildir...

uzun bir zaman eskisi gibi olmasını istersin. oysa sadece kendini kandırırsın, hiçbir şey eskisi gibi olmaz ve de olamaz. dünya öylece akar ve gider; gece gündüzü kovalar, kış yazı kovalar; uzun kısayı, küçük büyüğü takip eder: her şey öylece akar ve gider. ne de güzel söylemiş mor ve otesi:

"kimse durmaz kimse beklemez, kimse durmaz
eskitirler durduğu yerde zamanı

nefesler her an yalnız, kırılgan
kime söylesem, kime sarılsam
kim günahkar, ne farkeder, neden bunlar
uzakta insanlar"

...

yaş 25'i aşınca, bir insan için en çekilmez olan şeylerden birisi de, bir yaz gününün öğle vakti oluyor. muhtemelen öğleden sonraya sarkan bir uyanış, daha kahvaltı yapmadan içilen o ilk sigara, dün geceden kalmış olan birayı aç karnına yuvarlama seansları... hava gavur şeysi gibi sıcak, insanın içinden hiçbir şey yapası gelmiyor. bazen bir internet sitesinde bir hatun resmi görüyorsun. "aa, çok güzelmiş" diyorsun ya da bilmem neresinden tahrik oluyorsun.

aşk... aşk artık bize çok uzak sevgilim. kafka'nın böceklerinden farksızız şimdi.

ama içimizdeki melek, öyle sandığımız gibi, bir sabah uyandığımızda apansızın aynada görüp korktuğumuz bir böcek olmadı. o melek, yaşadıklarımızla, zamanla, ruhumuzdan damla damla koparılarak bir böceğe dönüştü...

evet, bir dönem içimizde pırıl pırıl bir insanın yaşadığı doğru; deli gibi aşık olan, aşık olduğunun peşinden deli gibi koşan, onun uğruna sabahlara kadar ağlayan zırlayan bir velet. evet, o velet öldü: sizlere ömür... bir ruh daha karıştı yalanın arsız boşluğuna...

ve, bu veleti başkası öldürmedi. aslında o veledi biz öldürdük. ne bileyim, akıllandığımızı falan sandık güya; utandık o içimizdeki o haşarı veletten. evet o velet çok saftı; saflığından utanılmalıydı, o velet derhal öldürülmeliydi. o velet bize zarar veriyordu, o velet derhal imha edilmeliydi. çünkü bize zarar veriyordu...

"çünkü bize zarar veriyordu"... hayır, esas bu boktan dünya o velede zarar veriyordu. o velet imha edilmemeliydi, esas imha edilmesi gereken bu boktan dünyaydı: bunun için, ye kendimizi çok yalnız bulduk, ya kendimizi güçsüz bulduk...

boktan dünya imha edilemezdi; olan bizim velede oldu... cesaretimiz gitti, onurumuz tükendi. ve şimdi, bir günden diğer günü kovalayan ruhsuz asalaklar gibi...

ya da büyük usta maksim gorki'nin deyişiyle:

" gerçek bir mutluluğun,
sürekli bir güzelliğin olmadığı
toprağa bakacaksın
acımadan,
üzülmeden "

... ve aşk,
yalnızca cesurların işiydi...

bırak da temizleneyim sevgilim...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Belirtilmemiş) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!


Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.